Hepimiz Bir Hayalin Yolcularıyız

...Her Son Bir Başlangıçsa... ....Bizim Yaşadığımız Ne!....

11.26.2009 - ABD-İsrail ortaklığı Bilim adamlarını katlediyor...

Kategori: Ciddi Meseleler
 
 
 
 
 
 
Iraklı 420 akademisyeni kim öldürdü ? / LİSTE
Irak'ta işgalden bu yana binlerce aydın ve akademisyen katliamının perde arkası aralanıyor.
Cumartesi, 27 Haziran 2009 15:50
 
Dünya Bülteni / Haber Merkezi
Irak'ta işgalden bu yana yüzbinlerce sivil ölümün arkasında yeralan bir gerçek de Iraklı akademisyenlere yönelik düzenlenen suikastler. Dünyanın gözden kaçırdığı gerçeğin raporu detaylı olarak yayımlandı.

İşgal karşıtları, Iraklı aydınların sistematik olaral yokedilmesini ve Irak'ı zayıflatmak için iyi organize edilmiş operasyonların işgal güçlerinin cinayet işlemelerine uygun zemin hazırladığına inanıyor.

İnsan Hakları Gözlemci Raporlarına göre ABD işgali başladığından bu yana Irak'ta 1000'den fazla aydın ve bilim adamının vurularak öldürüldüğü polis kayıtlarına geçti. ABD Dış İşleri Bakanlığı üniversitelerde yüzlerce profesörün öldürüldüğünü doğruladı.

Yazar David Howkins'e göre Iraklı entelektüellere yapılan ilk saldırı ABD askeri güçlerinin bilim insanı, öğretmen, profesörler ve araştırmacıdan oluşan 15,500 kişiyi Baas Partisine üye olmakla suçlayarak görevlerinden tasfiye etmesi ile başladı.

Irak Yüksek Eğitim Bakanlığına bağlı Araştırma ve Geliştirme Bölüm Başkanı Usame Abid El-Mecid Iraklı bilim adamlarına karşı sürdürülen şiddet hareketlerinin sorumlusu olarak İsrail gizli servisini MOSSAD'ı suçluyor.

Filistin Haber Alma Merkezinin Haziran 2005 tarihli raporunda, ABD askeri güçleri ile işbirliği yapan MOSSAD'ın 530 Iraklı bilim adamı ve profesörün öldürülmesinden sorumlu olduğu yazılmıştı.

LİSTENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

 

yok YorumBi Yorum Atasın Be Ya!Bağlantı

9.5.2009 - 15 Subay ve 50 Er'e Binlerce Teşekkür. . .

Kategori: Ciddi Meseleler
Alt tarafı kapı diil mi canım...


Sene 1937.

O sene...


*

Yabancının elindeki Şark Demiryolu’nu satın almış, Ziraat Bankası Kanunu’nu çıkarmış, Denizbank Kanunu’nu çıkarmış, kalkınmanın omurgası Sümerbank’ın Nazilli Basma Fabrikası’nı hizmete sokmuş, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni açmış, Karabük Demir Çelik’in temelini atmış, bugün kullandığımız “açı, çap, üçgen, artı, eksi” gibi Türkçe terimleri türeterek “geometri kitabı”nı yazmış, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nü kurmuş, dünyanın ilk savaş pilotu, evladı, Sabiha Gökçen’le birlikte Tunceli Pertek’te köprü açmış, sonra dönüp, İstanbul Dolmabahçe’de Türkiye’nin ilk resim galerisini açmış, Ankara Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi kurulması için kanun çıkarmış, Hatay’ın bağımsızlığını Milletler Cemiyeti’ne tanıtmış Mustafa Kemal... Hasta o sıralar... Ve, gitmiş Trabzon’a, o tarihi açıklamayı yapmış: “Bana ait olan tüm mal varlığımı
millete armağan ediyorum.”

*

O sene...

1937’de.

*

Bir kolu Erzurum’dan gelen, 15 subay ve 50 erden oluşan iki seçkin birlik, Serdarbulak Yaylası’nda buluşur. Hava bıçak... Mıhtepe rotasını takip edip, düz duvar buzullarıyla insanı gördüğünde bile ürperten Ahora Göçüğü’nden geçerek, “tarihi” tırmanışa başlar. Neden tarihi? Hiçbir Türk çıkmamıştır oraya çünkü... İlk, 108 sene önce, Alman profesör Friedrich von Parrot çıkmış, sonra, Rus çıkmış, İngiliz çıkmış, Belçikalı çıkmış, ama Türk hiç çıkmamış... Başlarlar tırmanmaya... Dedim ya, 15 subay, başlarında topçu kurmay binbaşı... Subayların arasında, bir de şair var, piyade teğmen... E 50 tane ere, 15 subay çok değil mi? Değil... Çünkü, bir Atatürk büstü taşımaktadırlar, ulu öndere teşekkür olarak... Ağır tabii... Sırt çantasında subayların, sırayla, değişe değişe...

Çıkarlar. Doruğa koyarlar.

Yanına bayrak.

*

Etekleri hep bizimdi...

O gün, doruğu da bizim olur.

*

Ağrı Dağı’dır orası.

Ararat değil, Ağrı...

Anadolu’nun doruğu.

*

Topçu kurmay binbaşı...

Cevdet Sunay.

Sonra, cumhurbaşkanı.

*

Şair teğmen desen...

Oturur oraya, bakar memlekete, memleketin çatısından, çıkarır kâğıdını kalemini, topçu kurmay binbaşı söyler, o yazar... Bir
metal şişenin içine konularak, Ağrı’nın doruğunda buzların içine gömülen o tarihi tutanakta, şu tarihi cümle yazar: “Türkiye’nin en büyük adamının büstünü, Türkiye’nin en yüksek dağına armağan ediyoruz!”

*

Fazıl Hüsnü...

Dağlarca’dır o teğmen.

*

Armağana, armağan...

Ruh, şuur, vefa, yurt sevgisi.

*

Ee-eeh bana ne be!

Di mi?

Yılmaz ÖZDİL
Hürriyet

1 YorumBi Yorum Atasın Be Ya!Bağlantı

8.25.2009 - Em. Hava Albay Kemal İntepe'nin Günlüğü {TSK Dergisinden}

Kategori: Ciddi Meseleler
Yıl: 103
Mayıs 1984
Sayı:291

Em. Hava Albay Kemal İntepe' nin yukarıda tarih ve sayısı yazılı Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde yayınlanan yazısı aşağıdadır.
Bu yazı, Kurtuluş Savaşımızın başladığı gün 19 Mayıs 1919 sabahı gerçekleşen tarihi bir olayı anlatmaktadır. Daha Samsun'a çıkış esnasında Kurtuluş Savaşını başlamadan bitirmek isteyen İngilizlerin, kimsenin aklına gelmeyecek bir hadisenin gerçekleşmesiyle bu emellerine ulaşamamalarını bizzat yaşayan kişinin ağzından okuyacaksınız.

19 MAYIS 1919 SAMSUN

YAZAN : Em. Hava Albay Kemal İntepe
1941 yılında İngiltere’ye uçuş eğitimi için gönderilmiştik. Londra’ya vardığımızda, grubumuzun İngiliz makamları ile irtibatnı sağlamak üzere yaşlı bir İngiliz hava binbaşısını irtibat subayı olarak atamışlardı. Adı Mr. Salter olan bu subay Türkçeyi bizlerden daha iyi konuşuyordu. Mr. Salter’i birkaç defa eşi ile birlikte ikindi çayına davet ettim. O da beni akşam yemeklerine evine çağırıyordu.

Bir akşam bana şunları anlattı:
1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun’daki İngiliz işgal Tabur komutanı idim. 18 Mayıs1919 günü İstanbul’daki İngiliz işgal kuvvetleri komutanlığından şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf; “16 Mayıs 1919 günü , Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan görevli olarak ayrıldığını ve fakat vapurdan gönderdiği telgrafta istifa ettiğini, eğer Samsun’a inecek olursa tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini” istemekte idi. Kumandanlığımın bu emrini en iyi şekilde yerine getirebilmem için ilk iş olarak tabur subaylarımı toplayarak kendilerine telsiz emrini okudum ve gerekli emirleri verdim. Şehirdeki durumu görmek için Samsun’a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı.

Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı bir görünümde idi. Siyah çizmeli, kilot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkat nazarımı çekti. Sonradan, bunların Türk subayları olduğunu öğrendim. Durum çok nazikti. Dört gün önce Yunanlılar İzmir’i işgal etmişler Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyor. Bütün gece hiç uyumadan yatağımda döndüm durdum.

19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Bir olay çıkmaması için taburumla bütün iskele ve civarını kordon altına aldım.

Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalığın heyecanı son haddini buldu. Bir de gördüm ki her askerimin arkasında siyah çizmeli kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak.

Vapur iyice göründü. Bazı il ve belediye görevlileri sandallarla vapurun demirleyeceği yere doğru gitmeye başladılar.

Görevimi, iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek ben de motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim. Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım. İskelede beni selamlayan iki tayfaya; “Vapurdaki generali görmek istediğimi” söyledim. Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi içeriye aldı. Herkes ayakta idi. Ortadaki mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verirken ağzımdan şu sözler döküldü: “Taburum emrinizdedir.”

Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan dahi geçirmemiştim. Tercümanım bir an durakladı. Kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti. Mustafa Kemal Paşa’nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktık. Öteki sandallar da vapurun etrafına varmışlardı. Gemiye çıkmış olan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra vapurdan benim motorumla ayrıldık. İskeleye vardığımızda muavinim koşarak yanıma geldi. Kendisine; Taburu safta toplamasını, silah çattırmasını ve Türk makamlarına teslim olmalarını söyledim. Biraz durakladıktan sonra emir tekrarı yaparak selam verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi. Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı. Yanılmamıştım. Onlar hakkında edinmiş olduğum bilgiler doğru çıkmıştı.

Mustafa Kemal Paşa; benim yanıma, o siyah çizmeli kara kalpaklı kişilerden birini vererek kendi makam otomobilimle –tabi kendi şöförümle birlikte- misafir edileceğimi söyledikleri Ankara’ya gönderdiler. Taburumun erleri de; Çorum, Çankırı ve Kastamonu’da kurulan esir kamplarına yerleştirilmişler.

Kurtuluş savaşının sonuna kadar Ankara’da, Ogüstüs Mabedi’nin yanındaki Hacıbayram Camii’nin önündeki cadde üzerinde bulunan iki katlı ahşap bir evde kaldım. Hizmetimi göreceğini söyledikleri, fakat aslında gardiyanım olan ve sıksa suyumu çıkaracak kuvvetteki bir kadınla dört seneye yakın bir süre bu evde oturdum.

Savaşn sonunda imzalanan anlaşma gereğince ben ve taburum, Malta’daki Türk esirlerle değiştirildik. İngiltere’ye döner dönmez tutuklandım ve divanı harbe verildim. Ben askeri hapishanede tutuklu iken ziyaretime gelen ailem ve ebeveynim, savunmamı yapabilmem için bana birçok gazete ve kitap getirmişlerdi. Onlardan yararlanarak, kısa, fakat öz bir savunma hazırladım. Bana isnad edilen suç taburumu hiç direnmeden teslim edişim idi. Yüksek Askeri Mahkeme’nin önüne çıktığımda savunmamı büyük bir soğukkanlılıkla okudum ve şu cümlelerle bitirdim :

“Sayın hakimler Başbakanımız Lıoyd George’e Avam Kamarası’nda şöyle bir soru sorulmuştur: Yunanlıları silahlandırarak 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkardık ve o tarihten bu yana milyarları bulan (sterling) masraflar yaptık. Sonuç ne oldu? Yunanlılar İzmir’de denize döküldüler ve Anadolu’daki bütün Rumlar atıldılar veya muhacerete zorlandılar. Bizim kazancımız nedir?”

Bu soruya karşılık Başbakan Lıoyd George şunu söylemiştir: ‘Yüzyıllar bir veya iki dahi yetiştirir. XX. Yüzyılın dahisinin Türkiye’den çıkacağını ben nereden bilebilirdim?’

Görüyorsunuz sayın hakimler, karşınızdaki bu subay, Başbakanımızın bahsettiği, XX.Yüzyılın dahisi ile hiç beklemediği bir anda karşı karşıya ve göz göze gelmişti. Ne yapabilirdi? Eğer ben başka türlü hareket edecek olsa idim, bugün benimle beraber bütün taburumun mezarlarını ziyarete gidecektiniz. Fakat şimdi, eceli ile ölmüş olan üç erimizin dışında hepimiz sağ salim yurdumuza dönmüş, ailelerimize kavuşmuş durumdayız. Karar yüksek adaletinizindir.”

Beraat ettim ve terhise tabi oldum. Sivil hayatta bir tütün şirketinde iş buldum. Şirketim “Abdullah Cigarette” adındaki Türk tütünü ve Virginia karşımı sigarayı çıkartıyordu. Ben Türkçeyi çok iyi konuştuğum için beni bir kursa tabi tutarak tütün eksperi yaptılar ve Türkiye’ye gönderdiler. İlk iş olarak Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ettim. Beni kabul buyurdular ve ilgililere, Türkiye’deki ikametim hususunda yardımcı olmalarını ve kolaylık göstermelerini emir buyurdular. Ailemle birlikte ikinci Dünya Savaşı’na kadar, tütün üreten köylerde, Türk köylüsü ile birlikte yaşadım. Ben ve ailem Türk köylüsünü o kadar çok sevdik ve o kadar çok benimsedik ki eğer hükümetimiz tarafından resmen İngiltere’ye çağrılmasaydık Türkiye’de kalmayı tercih ederdik.

İngiltere’ye döndüğümüzde beni hava bakanlığından çağırdılar ve yeni görevimi bildirdiler. Çok sevindim ve müjdeyi aileme büyük bir zevkle bildirdim. Beni terhis olduğum rütbe ile Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF)’ne almışlardı. Görevim istihbarat Başkanlığında idi. Türkiye ile İngiltere arasında 1939’da yapılan bir anlaşmaya göre İngiltere’ye uçuş eğitimine gönderilecek olan subayların RAF ile irtibatını sağlayacaktım yani yine Türklerle birlikte olacaktım….

Mr. Salter ile iki yıldan fazla bir süre birlikte bulunduk. Bu süre içerisinde bizleri daima savundu ve kendisini daima bizden saydı.


Kaynak: Silahlı Kuvvetler Dergisi
yok YorumBi Yorum Atasın Be Ya!Bağlantı

8.25.2009 - Yol Haritası

Kategori: Ciddi Meseleler
Darbeci cumhurbaşkanı:
"Kürt diye bir şey yoktur, dağlarda karda yürürken kart kurt diye sesler
çıkar, bunların ismi ordan geliyor."


Tombul başbakan:
"Üç beş çapulcu bunlar..."

(Bodrumda tatildeydi o sırada. ayağında Hawaii şort vardı.)


Kadın başbakan:
"Çakıl taşı bile vermeyiz..."

(Oğlu Boğaz'da yaptı askerliğini.)


Çoban cumhurbaşkanı:
"Kürt realitesini tanıyoruz."

(Dün dündür!)


Yavaş konuşan başbakan:
"AB yolu Diyarbakır' dan geçer."

(Yol haritası!)


Kasketli başbakan:
"Apo’yu niye bize verdiler inanın ben de bilmiyorum."

(Öğrenemeden vefat etti.)


İmam başbakan:
"Tutturmuşlar sınır ötesi diye, içerdeki 5 bin terörist bitti mi ki
dışarıdaki 500’le uğraşalım?"


İmam başbakan:
"Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim..."

(Oğlu, dövizli askerlik yaptı.)


Kart kurt diyen cumhurbaşkanı:
"Artık bir Kürt devleti var... Kaç senesi var bilmem, Türkiye eyalet sistemine geçebilir...
DTP Meclis’e girmeli, yumuşar. Leyla Zana ile görüşebilirim."

(Aferin.)


George Clooney cumhurbaşkanı:
"Tarihi fırsat var."


İmam başbakan:
"Kürt açılımı başlatıyoruz."


Zaman ne çabuk geçiyor di mi?


"Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim, her şeyimi uğruna boş yere mi verdim, yalan sözlerle aldatıp seninim derdin, her şeyimi uğruna boş yere mi verdim..."

(Kürdili hicazkar!)


Yılmaz Özdil
yok YorumBi Yorum Atasın Be Ya!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

"İki şey sonsuzdur,insanoğlunun aptallığı ve kainat,ama ikincisinden o kadar emin değilim...",, Einstein

Son Yazılar

Elif'im
Cantane'm...
Gülüm'e
Bitanem'e. . .
Aşkım'a...

Bilgilerimiz

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Bağlantılarım

Forever Ottoman-Empire
Ottoman-Empire

Kategoriler

αѕι_тüяк on Facebook

Günlük Gazete Yazıları

Arkadaşlarımız

Blogcu Yardım